Anayasa değişikliği madde-madde..Ne getiriyor,ne götürüyor?

Anayasa Değişikliği referandumu için çoğumuz oyumuzun rengini belirledik. Fakat neyin oylandığını bilmeden ön yargıyla oy vereceğimiz iddiaları var. Oyumu bilinçli şekilde belirlediğime dair buradaki incelemem, tamamen kendi penceremden özgün, şahsi görüşüme göredir. Yanlış ya da eksiklik varsa yorum ve eleştiriler kabulümdür.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN

Kanun No. 5982 Kabul Tarihi: 7/5/2010

MADDE 1 –7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” cümlesi ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.”

*Bu madde yerinde bir düzenleme gibi görünüyor fakat bir dava ile karşılaşılması durumunda zaten Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verebilirdi. Yani 10. maddede belirtilmeyen bu hususun bu madde kapsamına girmediğine hükmedebilirdi. Açıkça belirtilmesi herhangi bir davaya da mahal bırakmamış oluyor. Yalnız kapsama “doğal afet felaketzedeleri”nin eklenmemiş olması olayı yine eksik bırakıyor.

MADDE 2 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

*20. madde, özel hayatın gizliliği ile ilgili ve “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” şeklinde. Getirilen eklemede bu maddenin açılımı yapılmak istenmiş Kapsamı belirtilmiş. Maddede özel hayatın gizliliği açık ama getirildiğine göre böyle bir ihtiyaç çıkmış olmalı. Bu anlamda olumlu.

 

Aslında kişisel özel bilgilerin “isteme” hakkı kullanılmadan da korunması gerekir. “Ama sen gizli tutulmasını istemedin” denilmesi durumu yerine, “Kişi açıklanmasını istemediği taktirde gizli tutulur” şeklinde olması gerektir. “Kişisel bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme” hakkı getirilmiş. Bunun nasıl yapılacağı da anlaşılan kanunla belirlenecek. Verilen yanıtın doğruluğu şüphe götürürse kişiye itiraz için mahkeme yolunun açıklığı da belirtilebilirdi. (Madem ki Anayasada her şey açıklığa kavuşturulacak..)

 

Bir de üst düzey kamusal sorumluluk almış olanların kişisel özel bilgileri var. Bunları medya tespit edip kullandığında Anayasal suç mu işlemiş olacak, yoksa kamu yararı mı esastır.? Üst düzeydekilerin kendi istemezse sırları açığa çıkarılamayacak mı? Emniyet ve İstihbarat kuruluşları suç örgütlerini tespit, iz sürmek üzere dosyalama, fişleme yapamayacaklar mı merak konusu.

Düzenlemeyi yetersiz buluyorum.

 

MADDE 3 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”

*23. maddede yurt dışı çıkışla ilgili olarak “Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

 

(Değişik: 3.10.2001-4709/8 md.) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir.

 

“Kanunla sınırlanabilir” derken yürütmenin sınırlamasını getiriyordu ki, bu olumlu. Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz” deniliyordu. Şimdi buna bir de “Hakim kararıyla” eklentisi getirilmiş oluyor. Yani soruşturma ve kovuşturma olsa bile Hakim kararı yoksa yurt dışına çıkabilecekler. Hakim inisiyatifine bağlanıyor. Muhtemelen Savcı Hakimden zanlı hakkında yurtdışı yasağı talep edecek. Peki kovuşturmadaki bir zanlı yurt dışına çıkar da geri dönmezse Hakim tedbirsizlikle suçlanabilecek mi bu açık değil. Ayrıca “vatandaşlık ödevi”ni yerine getirmeyenlere yurtdışı çıkış imkanı getirilmiş oluyor gibi görünüyor. Bunlar askerlik görevini yapmayan ya da vergisini ödemeyenler olabilir. Bunların korunuyor olmasının mantığını anlamak zor.

 

MADDE 4 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinin kenar başlığı “I. Ailenin korunması ve çocuk hakları” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

*41. madde şöyledir: (Değişik: 3.10.2001-4709/17 md.) Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

 

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.

 

Bu maddeye eklemeye nereden ihtiyaç doğru anlamak zor. Her çocuğun korunma ve bakımdan yararlanmasına ne gibi engeller vardı? “Filanca çocuk yararlanmasın” diyen mi vardı acaba? Çocukların ana ve babasıyla ilişki kurma, sürdürme yönünde engel neydi? Burada perde arkasında suç işleyen çocukların korunması söz konusu edilmiş olabilir. Fakat yeterince açık olmadığından sorunlar doğacaktır.

 

Maddenin en önemli noktası “çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça” ibaresi olsa gerek. Bu ibareden dolayı çocuğun yüksek yararı gözetilerek ana babasının iyi bakamadığı, iyi ortam sağlanmadığı, belki kötü muamele gördüğü hallerde çocuğun devletçe aileden alınarak bakımının üstlenebileceği kanaatindeyim. Öte yandan, çok üstün yetenekli çocukların özel yetiştirilmesi için de “yüksek yarar” ibaresi çocuğa el koyma yönünde işleyebilir. Çocuk istismarı ve şiddete karşı korumada alınacak önlemler de çocuğun bakımının üstlenilmesi sonucunu doğurabilir.Biz yasaların uygun olduğunu düşünüyorduk. İcraat böyle bir düzenlemeye ihtiyaç gösteriyorsa madde yerinde sayılabilir.

MADDE 5 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

*51. madde Sendika kurma hakkı ile ilgili. “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz” deniliyor.

*Kaldırılan 4. fıkra ise; “Aynı zamanda ve aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz”maddesi. Bununla ne amaçlandığını, neden ihtiyaç duyulduğunu kestirmek zor. Fakat sonuçları karmaşa yaratabilir. Birkaç sendikaya birden üye olununca yetkili sendikayı belirlemek zorlaşacaktır. Prim ödeme durumu var ve sendikaların üye kazanmak için ikincil üyelerden prim almama durumu olabilir.

Aynı maddenin 5. fıkrası, “İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir” şeklinde ki; şayet bu madde kalksaydı işçi- memur örgütlenme eşitliği sağlanmış olabilirdi.

 

51. maddenin “Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz” ifadesi, genelde iktidarların kayırdığı sendikalar dolayısıyla ihlal ediliyor.

 

5. madde ile kaldırılan fıkra sonucu birden çok sendikaya üyelikle sendikalar arasındaki farklılık giderilmeye ve bazı sendikaların ele geçirilmesi yolunun açılmasına kapı aralanmış olabilir. Yararını anlamak ise zor.

MADDE 6 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 53 üncü maddesinin kenar başlığı “A. Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı” olarak değiştirilmiş, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.

Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.”

Bu madde ile memurlar ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı getirilmesi olumlu fakat istisnai memurluklar belirlenmemiş. Diğer kamu görevlileri kim ve TSK ile Emniyet, istihbarat mensupları, hatta milletvekilleri giriyor mu belirsiz. Başka maddede yer aldığından “istisna” düşülmemiş olmalı.

 

Bu maddede getirilenler grev hakkına işaret etmediğinden ve uyuşmazlık halinde “Kamu Görevlileri Hakem Heyeti”ni yetkili son merci ilan ettiğinden memurlara bir yarar sağlamıyor. Evvelkinden farkı, Hakem heyetinin orta yolu bulan kararını Hükümet kabul etmiyor, bildiğini okuyordu, şimdi Hakem Heyeti’nin dediği olacak. Fakat Hakem Heyeti’nin teşkili önemli ve bunun tesbiti için de Hükümet yasa çıkaracak. Bir bakıma hem kuralı belirleyecek, hem atamayı yapacak, hem kendine bağlı elemanlardan atayacak ve hem de işveren tarafı olacak bir Hükümet söz konusu. Hiç olmazsa sendikaların Hakem Heyeti’ne itiraz ve Uyuçmazlık Mahkemesine dava yolu açık olmalıydı.

 

Bu maddeye ilişkin kanaatim olumsuz.

MADDE 7 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 54 üncü maddesinin üçüncü ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

Üçüncü fıkra şöyle :”Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur.”

Yedinci fıkra şöyle: “Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.”

Bu fıkraların kaldırılması herhalde bu konuda davaların açması muhtemel yaraları önlemek olsa gerek. İktidar partisinin sendikal alanda yeterince güçlü olduğu kanısı ve ileride bunu kullanma durumunda kalması ya da AB mevzuatına uyum kararda söz konusu olabilir. Madde çalışanlar için olumludur.

MADDE 8 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 74 üncü maddesinin kenar başlığı “VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.

Kamu Baş denetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.

Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Baş denetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

*Bu maddeyle Kamu Denetçiliği Kurumu oluşturuluyor. Baş Denetçi TBMM’ce, bir bakıma da çoğunluk partisince belirleniyor. Herkes buradan bilgi edinebilecek, denetleme isteyebilecek. Fakat burada tüm bilgiler nasıl olacak, yetkileri nedir, diğer kurumlar nasıl kapı aralayacak, zamanında bilgi vermez, denetlemezse ne olacak, bu Anayasal olarak belirsiz kalmış. Kanunla belirlenecek. Zaten bilgi edinme hakkı ve yasası vardı. Aradınmı “ahret sualleri” soruyorlar, kişide kaygı yaratıyor. Esasen önemli olan yaptırım. Bilgi verilmediğinde ne olacak? Denetlemek için kanıt aranacak mı şüphe yeterli olacak mı? Temiz denilen kurumda sonradan bir şey çıkarsa sorumlulukları ne olacak?

 

Yani önemli olan kurulmasından öte, iyi işlemesi.

MADDE 9 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 84 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Kaldırılan fıkra şöyle: “Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın resmi gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar.”

“Beyan ve eylemleriyle partisinin kapatılmasına neden olan milletvekilinin milletvekilliğinin sona ermesi”ne engel olunuyor. Neden ihtiyaç duyuldu buna? Bu maddenin işlediği son örnek BDP’nin kapatılması ve Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un vekilliğinin düşmesi idi. Getirilen, “Gemiyi batırsa bile mürettebata bir şey olmasın” mantığı gibi. Burada parti yöneticileri en çok konuşanlar olduğuna göre onların rahat konuşması hedefleniyor olmalı. Fakat suçu işleyen yerine ait olduğu kurumun cezalandırılmasını açık bırakmış oluyor ki, sanırım bu genel hukuka aykırı.

Bu değişikliği mantıksız buluyorum. Kişinin sorumluluğu olmalı ve suç sayılan fiil etkin ve yaygınsa partisine de sorumluluk düşmeli.

MADDE 10 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 94 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.”

*Bu madde TBMM Başkanlık Divanı ile ilgili.

Eski şekli, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkalık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır.”şeklindeydi.

Bir zorunluluktan, Divan için yasama dönemine az bir zaman kala yeni üye seçme durumundan kaynaklanan bir değişiklik. TBMM bürokratik işleyişine kolaylık getiriyor.

MADDE 11 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.”

*Burada belli ki Yüksek Askeri Şura’nın özellikle “irticai” gerekçelerle ordudan atma kararlarına karşı yargı yolu açılmıştır. Böyle olunca Şura’ya kararlarını daha fazla delillendirme gereği ortaya konuluyor. Oysa sanıyorum genelde istihbarat kayıtları kullanılıyor. Hata olursa mağduriyrt doğuyor ama bu kez de söz gelimi “Cemaat-tarikat bağlantılı” denildiğinde bu ordudan atma nedeni olamayacak. Çünkü suç sayılmıyor.

 

Diğer taraftan yargı yetkisine “yerindelik denetimi yapılamaz” hükmü ile sadece “hukuka uygunluk” denetimi korunuyor. Yani “kılıfına uydurulmuşsa karışma” deniliyor. Oysa yargı bir çok kararında “devleti zarara uğratma”nın önüne geçebiliyordu. Bu fıkra bu olumsuzluklara kapı aralayacak.

Bence 11 madde kamu ve halk yararına değil.

 

MADDE 12 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”

Burada üst düzey yöneticilerden söz ediliyor. Öyle anlaşılıyor ki, üst düzey yöneticiler de sendikal haklardan, kazanımlardan yararlanacaklar. Görüşmelerde bunlar da söz konusu edilecek. Oysa genelde sendikalar kamu üst yöneticilerini işveren statüsünde görmektedirler. Bu durum memur-amir ilişkisini olumsuz etkileyebilir.

MADDE 13 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”

Memurlarda uyarma ve kınama cezaları yargı denetimi dışındaydı, şimdi bunlar da kapsama alınıyor. Bunlar çok rastlanabilen, hafif cezalardı. Yargı bunlara itirazla meşgul edilmemiş oluyordu. Keyfi, kasti cezayı önleyebilir ama bana göre yargıya fuzuli bir ek meşguliyet getirecek.

MADDE 14 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 144 üncü maddesi kenar başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“G. Adalet hizmetlerinin denetimi

MADDE 144 – Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

*Adalet hizmetleri ve savcı denetimi evvelce Adalet Bakanlığı müfettişleri ve soruşturulacak kişiden daha kıdemli hakim ve savcılarca yapılıyorken, yeni düzenlemeyle hakim ve savcı “iç denetçiler”den söz ediliyor. Daha kıdemli nitelemesi kaldırılıyor. Bunun nedeni Adalet Bakanlığının denetlemede kıdemli hukukçuları kullanmak istememesi, kurumun geleneksel hiyerarşik yapısını disiplin yönünden değiştirme amacı olabilir.

 

MADDE 15 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 145 – Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

*Bu madde değişikliği ile Askeri mahkemelerin sivilleri yargılamasının önlenmesi hedeflenmiş olabilir. Ama 2. cümle Türkçe açısından bozuk bir cümle olmuş. “Asker kişilerin hizmet ve görevleriyle ilgili ve birbirlerine karşı işledikleri suçlar” dese istenileni kapsardı. “Bunların” kelimesi açıklayıcı olmamış. Devlete ve Anayasaya karşı suçlar için sivil mahkeme adresi gösteriliyor.Fakat bu düzenleme olmadan önce de Ergenekon davasında askerler sivilde yargılanıyordu.

Asker kişilere karşı sivillerin işledikleri suçlarda da savaş hali dışında Askeri Mahkemelerde yargılanamaması getiriliyor. Sıkıyönetim kelimesi de çıkarılmış.

MADDE 16 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 146 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 146 – Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.”

  • Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden kurulu iken, “Onyedi üyeden kurulur” deniliyor.Yedek üyelik kaldırılıyor.
  • Evvelce tüm üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından belirlenirken, şimdi 3 üye TBMM’ce seçiliyor.
  • Meclis 3 üyenin 2’sini, Sayıştay genel kurulunun seçeceği 3 aday arasından, 1 tanesini ise, baro başkanlarının serbest avukatlar arasından göstereceği 3 aday içinden seçecek. Yani meclis, dışarıdan istediği kişileri değil, Sayıştay ve baroların göndereceği adaylar arasından seçebilecek.
  • Cumhurbaşkanı 3 üyeyi Yargıtay’dan, 2 üyeyi Danıştay’dan, 1 üyeyi Askeri Yargıtay’dan, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden ve genel kurullarının her üye için göstereceği 3’er aday içinden seçecek. Geriye kalan 3 üyeyi, en az 2’si hukukçu olmak üzere, YÖK’ün her üye için göstereceği 3 aday içerisinden, son 4 üyeyi ise, üst kademe yönetici, 1.sınıf hakim ve savcılar, serbest avukatlar ve en az 5 yıl raportörlük yapmış bulunan Anayasa mahkemesi raportörleri arasından seçecek.

 

Burada muhalefetin şikayet nedeni sayı artırımıyla genelde iktidar aleyhine 7/4 oranında tecelli eden Anayasa Mahkemesi kararlarının lehe çevrilme istemi. Sayı 11’den 17’ye çıkınca Cumhurbaşkanının tamamlayıcı atamasıyla dengelerin değişme durumu. Böylece hükümet yanlısı görünümle Anayasaya aykırı icraatların denetlenemeyeceğinden korkuluyor.

 

Hukuk çevreleri ise 1.sınıf hakim ve savcılardan yapılacak seçimin, bu kişilerin yükselme şanslarının Hükümetin elinde olması nedeniyle “yaranma” duygusu yaratabileceğini, serbest Avukat atamasının da partizanlık imkanı sağlayacağını vurguluyorlar.

MADDE 17 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 147 nci maddesinin kenar başlığı “2. Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi” şeklinde, birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.”

*Görev süresi kaydı yok iken 12 yıl sınırı konuluyor. 65 yaşında emeklilik ise korunuyor. İlk başta “Mahkeme kadıya mülk değil. Ömür boyu oturacak değil ya” düşüncesiyle haklı bulunuyor. Fakat üye 12 yılı tamamlayıp da yaş sınırına gelmezse nereye atanacak? Bu durum geleceği ile ilgili yatırım gibi kararlar almasında etken olmaz mı. Bağımsızlığına gölge düşmez mi?

MADDE 18 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin sonuna “ve bireysel başvuruları karara bağlar” ibaresi, üçüncü fıkrasındaki “Cumhurbaşkanını, ” sözcüğünden sonra gelmek üzere “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, ” ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrası “Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir.” şeklinde değiştirilmiş, maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ve üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere “Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.” şeklinde yeni bir fıkra eklenmiştir.

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

*Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getiriliyor. AİHM’ye başvuru yığılması, yüklü tazminatlar göz önüne alındığında ülke için iyi bir şey. Fakat AİHM başvuru yolu kesilirken mağduriyetlere neden olmasın. Anayasa Mahkemesi kararları çok uzun sürebilir. Kararlar için bir süre verilmesi, o süre dolunca olumsuzluğa hükmedilip iç hukuk yolları tükenmiş sayılacağı eklense çok daha iyi olurdu.

MADDE 19 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 149 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 149 – Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.

Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.

Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir. Mahkeme ayrıca, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir ve siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler.”

*Getirilen değişiklikler çok kapsamlı. Mahkemenin 2 bölümü ve bir genel kurul olması, bölümlerin en az 4 üye, genel kurulun 12 üye ile toplanması, parti kapatma, iptal ve partilere devlet yardımı kesme cezalarında üçte 2 çoğunluk aranması önemli konularda neredeyse hiç karar çıkmama durumunu ortaya koyabilir. Mahkeme bir de dinlemek üzere ilgilileri ve bilgisi olanları çağırabilecek. Peki yaptırımı olacak mı? Büyütülse de biraz yüksek mahkeme sıradanlaştırılıyor gibi geldi bana.

MADDE 20 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

*Askeri Yargıtay’la ilgili olarak, “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” cümlesi kaldırılarak, “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı” ölçütü getirilmiş. Askjeri hukuku sivil hukuka benzetmek ne derece doğru olur, bunun askerliğe zararı olur mu, o tartışılır.

MADDE 21 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 157 nci maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

*Burada da “Askerlik hizmetlerinin gerekleri” ibaresi kaldırılıyor. Askerliğin kendine has özelliklerinin adli yöne yansıması önleniyor.

MADDE 22 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 159 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 159 – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmiiki asıl ve oniki yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde yapılır. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden altmış gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanır.

Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üyenin, birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının; ancak bir aday için oy kullanacağı seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir. Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince; kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve daire başkanlarından birini de başkanvekili olarak seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebilir.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter, birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini ve hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçileri, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.”

  • HSYK 7 asil ve 5 yedek üyeden oluşuyordu. Yeni düzenlemeyle 22 asıl ve 12 yedek üyeye çıkarılmak isteniyor. Adalet Bakanı ve Müsteşar yine var. Adalet Bakanı genel kurun başkanlığı yapacak.Hakim ve savcıların aralarından 30 üyeyi hem Cumhurbaşkanının tercih edeceği aday olarak değil de asil ve yedek üye olarak seçmesi olumlu.Ancak seçim dolayısıyla siyasetin hukuka girmesi, kampanya ve kulislerin oluşması hukuka zarar verebilir. Özlük işleri ve atanmalarının yürütmede olması, kurula Hükümet başkanlığı bir yönlendirme anlamı taşıyabilir.

MADDE 23 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 166 ncı maddesinin kenar başlığı “I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulur. Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenir.”

*Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulması olumludur. İşlevinin ne olacağı ise ancak kanunu çıkmasıyla anlaşılabilir.

MADDE 24 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

*12 Eylül yönetimi ve MGK’nun aldığı her türlü karar ve işlemi ile sonuçları hakkında cezai, mali, hukuki sorumluluk yüklenemeyeceği yolundaki madde kaldırılıyor. 12 Eylüle yargı yolu açılıyor gibi görünüyor ama 30 yıllık zaman aşımına uğradığından davalar düşebilecek. Öte yandan zaman aşımının bir hak olduğu halde kullanılmaması durumu olduğu ve hak arama iradesinin madde kalktıktan sonra doğacağından sürenin yeni başlayacağı yorumları da var. Fakat her halikarda bu maddenin anayasada durmasının anlamı yok.Yakışmıyor.

MADDE 25 –Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 18 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve bir üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday göstermek amacıyla;

a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro başkanları tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir.

ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır; ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı, birer üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur.

Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam ederler.

Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvurular kabul edilir.

GEÇİCİ MADDE 19 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde aşağıda belirtilen esas ve usuller dahilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri seçilir:

a) Cumhurbaşkanı, hâkimlik mesleğine alınmasına engel bir hali olmayan; yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında en az onbeş yıldan beri görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş avukatlar arasından dört üye seçer. Cumhurbaşkanı, üst kademe yöneticileri arasından seçeceği Kurul üyesini, bakanlık, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, valilik, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, kamu kurum ve kuruluşlarında genel müdürlük veya teftiş kurulu başkanlığı görevlerini yapanlar arasından seçer.

b) Yargıtay Genel Kurulu, Yargıtay üyeleri arasından üç asıl ve üç yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Yargıtay Birinci Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Birinci Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Yargıtay Genel Kurulu seçim yapar. Her Yargıtay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

c) Danıştay Genel Kurulu, Danıştay üyeleri arasından iki asıl ve iki yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Danıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Danıştay Genel Kurulu seçim yapar. Her Danıştay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

ç) Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu, kendi üyeleri arasından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bir asıl ve bir yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu seçim yapar. Her üyenin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

d) Yedi asıl ve dört yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş olan adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adaylık başvurularını ilân eder. İlân tarihinden itibaren üç gün içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve aday listesini belirleyerek ilân eder. Takip eden iki gün içinde bu listeye karşı itiraz edilebilir. İtiraz süresinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde itirazlar incelenir, sonuçlandırılır ve kesin aday listesi ilân edilir. Yüksek Seçim Kurulunun kesin aday listesini ilân ettiği tarihten sonraki ikinci Pazar günü her ilde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcılar oy kullanır. İl seçim kurulları o ilde oy kullanacak hâkim ve savcıların sayısına göre sandık kurulları oluşturur. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır. Adaylar propaganda yapamazlar; sadece, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilirler. Bu seçimlerde her seçmen sadece bir aday için oy kullanabilir. Seçimlerde en çok oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur. Kullanılacak oy pusulalarıyla ilgili diğer hususlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir. Yüksek Seçim Kurulu, oy pusulalarını kendisi bastırabileceği gibi gerektiğinde uygun göreceği il seçim kurulları vasıtasıyla bastırmaya da yetkilidir. Yapılacak seçimlerde, 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu bende aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

e) Üç asıl ve iki yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak bu seçimlerde, o bölge idare mahkemesinde ve yargı çevresi içerisinde kalan yerlerde görev yapan idarî yargı hâkim ve savcıları oy kullanır. Bu seçimler hakkında da (d) bendi hükümleri uygulanır.

Birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asıl üyeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki otuzuncu günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtay ve Danıştaydan gelen asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bunlardan, Yargıtaydan gelen üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (b) bendi uyarınca seçilenler; Danıştaydan gelen üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (c) bendi uyarınca seçilenler, sırayla göreve başlarlar.

Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri uyarınca seçilen üyelerden, üçüncü fıkra uyarınca göreve başlayanların görev süresi, birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen diğer Kurul üyelerinin görev süresinin bittiği tarihte sona erer.

İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen asıl üyeler, Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm malî ve sosyal haklar ile emeklilik hakkından aynen yararlanırlar. Ayrıca, Kurulun Başkanı dışındaki asıl üyelerine, (30000) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir.

İlgili kanunlarda düzenleme yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu;

a) Anayasa hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, yürürlükteki kanun hükümlerine göre Kurul şeklinde çalışır.

b) İkinci fıkra uyarınca asıl üyelerinin göreve başladığı tarihten itibaren bir hafta içinde Adalet Bakanının başkanlığında toplanır ve bir geçici Başkanvekili seçer.

c) En az onbeş üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.

ç) Sekreterya hizmetleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütülür.

Kurul müfettişleri ile adalet müfettişleri atanıncaya kadar, mevcut adalet müfettişleri, Kurul müfettişi ve adalet müfettişi sıfatıyla görev yaparlar.

Bu madde hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanır.”

  • Bu maddeler, Anayasa Mahkemesi ve HYSK’ya yapılacak ilk atamaların uygulama yöntemleriyle ilgilidir. Paket kabul edilirse Anayasa Mahkemesi yedek üyeleri derhal asil üyeliğe yükseliyorlar, 30 gün içinde de eksik üyeler yeni duruma göre seçiliyorlar.

MADDE 26 –Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.,

 

*Bu madde de kanımca eksik yazılmış. Yayınlandı ama yürürlüğe girmedi. “TBMM’ce Anayasa’nın gerektirdiği nitelikte oyla kabulü halinde yürürlüğe girer. Referandum kapsamına girerse oylanır” denilmeliydi. Tümüyle oylanması, değişiklik paketinin aynı türden maddelerden oluşmaması nedeniyle genel hukuka aykırı idi. Fakat ne var ki, Anayasa Mahkemesi’nden bu yönde bir karar çıkmadı.

Şimdi halkın önünde. Onaylansa da onaylanmasa da hayırlı olsun.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !